Romalılar batı Anadoluya ilk adımlarını atar atmaz
Bythinia, Pisidia, Galatia ve Cappadocia gibi Küçük Asya
krallıklarını birer birer ele geçirmeye başladılar
Pergamum’dan sonra İ.Ö. 80 dolaylarında Bythinia ve
Pisidia’yı egemenlikleri altına aldılar. Aynı sıralarda
Partlar da Kommagene sınırlarına varmışlardı.
Romalılar İ.Ö. 70 sıralarında en büyük düşmanları Pontus
Krallığı’nı devirdiler. Hemen arkasından da Pontus’un güçlü
müttefiki olan Arm krallığını yıktılar ve fetihlerini
tamamlamak için süratle bölgedeki son bağımsız krallık olan
Kommagene’ye yöneldiler. Bu küçük ülkenin istilası
başlangıçta hiç de zor görünmüyordu.
İ.Ö. 69’da Kommagene’nin başkenti Samosata (Samosata)
kuşatıldı. Ancak hiç umulmayan bir şey oldu ve Roma savaş
makinesi durdu. Romalı askerler daha önce hiç görmedikleri
bir maddeyle bombalanıyorlardı. Romalı tarihçi Plinius ‘onun
vurduğu asker silahıyla beraber yanıyordu.’ Anlaşılan
Kommagene dışında bilinmeyen bu gizli silahın sebep olduğu
korku çok büyük olmuştu.
Samosata düşmedi. Roma konsülü Lucullus ile Kral
Antiochos özel bir görüşme için biraraya geldiler. Bu
görüşmenin kaydı yok ama toplantı sonunda Roma ordusu geri
çekildi.
Kommagene için durum gerginliğini korumaya devam ediyordu
zira bir yanlarında sömürgeci savaş tutkunu Romalılar diğer
tarafta güçlü Part ülkesi vardı.

KÜÇÜK ASYA Haritası, İ.Ö. 60:
Kommagene, Parthia, Roma.
İ.Ö. 64’de Romalılar istilalarına devam ettiler. Seleukos
devletinden kalanlar Suriye vilayetine dahil edildi. Bu
devirde Roma’nın Kommagene Krallığı dışında Küçük Asya’da
egemenliği altına almadığı devlet kalmamıştı.
Kommagene Seleukos devletinin yıkılışından küçük bir
toprak parçasını ülkesine katarak yararlandı. Kommagene’nin stratejik konumu Roma’nın doğuya doğru
genişlemesinde hayati önem taşımaktaydı. Ya burası da istila
edilecek ya da genişlemekten vazgeçilecekti.
Antiochos Partlarla ilişkisini güçlendirmesi gerektiğini
biliyordu. Bu amaçla kızı Laodike’yi Part kralına eş olarak
verdi. Bu evlilikten bir erkek çocuk dünyaya geldi, Pakoros.
O babasının gözdesi ve tahtının tek varisiydi.
Küçük Asya’da savaşlar sürüyordu. İ.Ö. 53 yılında Partlar
Romalıları yenerek Suriye’yi fethettiler. Bunu fırsat bilen
Pontus Krallığı Roma’ya başkaldırma gücünü kendinde buldu.
Jül Sezar Küçük Asya’a yürüyerek ayaklanmayı bastırdı.
Sezar’ın tarihe geçen ‘Geldim, gördüm, yendim’ sözü bu
zaferin ardından söylenmiştir.
Sezar’ın öldürülmesiyle Roma İmparatorluğu bölündü.
Markus Antonius doğuyu Oktavianus batıyı aldı. Markus
Antonius meclisini, sevgilisi Kleopatra da yanında olduğu
halde, Tarsus’ta kurdu. Jül Sezar da Mısır kıraliçesinin
güzelliği karşısında ezilmiştir.
İ.Ö. 38’de Markus Antonius Part ordusunu yendi ve velihat
prens Pakoros’u öldürdü. Annesi Laodike ve Part Kralı olan
babası derin bir acıya düştüler. Antiochos kızı ve damadının
acısını paylaştı ve onlara yardım etmek istedi.
Antiochos savaştan kaçarak Kommagene’ye sığınanları
himayesini altına aldı ve onları Marcus Antonius’a teslim
etmeyi reddetti. Savaş istemeyen Antiochos esirlere
karşılık, 25 bin ton gümüşe eşit olan 1000 talens teklif
etti.
Zenginliğiyle ünlü Kommagene’nin tüm altın ve gümüş
varlığına göz koyan Markus Antonius sığınmacılara karşılık
olarak Kommagene’nin tüm servetini istedi. Antiochos’un bu
teklifi kabul etmesi söz konusu olamazdı.
Markus Antonius küçücük bir krallıktan gelen bu cevabı
büyük bir hakaret olarak görerek askerlerine derhal
Kommagene’yi kuşatmalarını emretti; kendisi Tarsus’ta,
meclisinin başında, kalarak ordusundan gelecek iyi haberleri
beklemeyi tercih etti.
Ancak beklenenin aksine, Samosata kuşatması istenildigi
gibi gitmiyordu. Bunun üzerine gücünü arttırmak isteyen
Markus Antonius Tarsus’daki keyifli yaşantısını bırakıp
yanına Judea Kralı Herod da olduğu halde ordusunun başına
geçti. Zaferin yakın olduğuna emindi.
(