Adıyaman ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılar ve yüzey
araştırmaları bu şehrin tarihinin paleolitik döneme kadar
uzandığını göstermiştir.
İnsanlık aleminin Toplayıcılık ve Avcılık Dönemi adını
verdiğimiz kültür evresinin de izlerini taşıyan, büyük
medeniyetlere beşiklik eden Adıyaman, 100 yıldan bu yana dünya
arkeologlarını meşgul eden bir araştırma alanı haline gelmiştir.
Yöredeki arkeolojik kazılarda bulunan Paleolitik (40.000) ve
Neolitik dönemlere ait çakmak taşından yapılmış el baltaları,
delici ve kazıcılar, obsidiyenden yapılmış ok uçları, pişmiş
toprak parçaları; Kalkolitik döneme ait pişmiş topraklardan
yapılmış kaplar ve objeler, Erken Tunç çağına ait madeni
eserler; Demir çağına ve Helenistik döneme ait taş ve pişmiş
topraktan eserler, Roma dönemine ait kandiller, çeşitli kaplar,
heykeller ve taş eserler, Bizans dönemine ait küp ve diğer
seramik çeşitleri; Abbasiler dönemine ait altın ziynet eşyaları,
Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait sırlı seramikler, vazolar, cam
eserler; mühürler, yüzük ve bilezikler, insan ve hayvan
figürleri gibi daha birçok arkeolojik eserler, Adıyaman ve
çevresinin tarihi zenginliklerini ortaya koymaktadır.
Adıyaman ve çevresinin tarihi zenginliklerinin eskiden beri
bilinmesi bölgenin son yüz yılarda birçok yerli ve yabancı bilim
adamı, seyyah tarafından araştırılmasına neden olmuştur.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Fırat ve Dicle nehirlerinin
arasında kalan havzadaki Adıyaman, Gazi Antep, Şanlı Urfa,
Siirt, Şirnak, Batman ve Mardin illerini içine alan
topraklardaki sulama ve enerji üretimine yönelik bir proje
gerçekleştirilmiştir. Bu proje kısa adı GAP olan Güneydoğu
Anadolu Projesi’dir. Bu proje çerçevesinde, su altında kalmış
antik yerleşim bölgelerinde arkeolojik araştırmalar yapılmıştır.
Coğrafi konum itibariyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi, güneyde
Mezopotamya, doğuda İran, kuzeyde doğu Anadolu ve Kafkasya,
batıda Orta Anadolu bozkırları arasında yer alan bir orta
bölgedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi yaylaları, sözü
edilen bölgeler arasında binlerce yıl önce parlayıp sönen eski
medeniyetlerin bir kavşak yeri olduğu için insanlık tarihi
boyunca eşi az görülen medeniyetlere sahne olmuştur (ERZEN,Afif:
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarih Anatolia and Urartions-Ankara
1984 s.7).
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarih öncesi çağlarda yaşayan
insanların ihtiyaçlarını karşılayacak elverişli bütün
özelliklere sahipti. Su kaynakları, doğal kaya sığınakları,
çayır ve ormanlık alanları ile zengin av hayvanları insanları en
eski çağlardan beri bu bölgeye çekmiş olmalıdır. Doğu ve
Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bu elverişli özellikler, avcılık
ve toplayıcılıkla geçimlerini sürdüren insanlara çok olumlu
yaşama ortamı sunmuştur. Bu ortam bölgede bir çok medeniyetin
filizlenmesi sonucunu doğurmuştur.