|
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
Mustafa Kemal
Atatürk,1881 yılında Selânik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi,
annesi Zübeyde Hanım'dır. Ali Rıza Efendi Selânik yerlilerindendi.
Uzak dedeleri Vidin'den ayrılarak Serez'de yerleşmişler, oradan da
Selânik'e gelmişlerdi. A1i Rıza Efendi, hayatının ilk devirlerinde
gümrük memurluğu yapmış, daha sonraları memuriyeti terkederek
kereste ticareti ile meşgul olmuştu. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım
da Selânik yakınlannda Langaza adı verilen kasabada yerleşmiş eski
bir Türk ailesine mensuptu. Bu aile, soy olarak Anadolu'dan
Rumeli'ye geçmiş yörüklerdendi ve 'Varyemez oğulları' olarak
tanınıyorlardı. Bu ailenin Langaza'da büyük çiftlikleri vardı; tarım
yanında hayvancılıkla meşgul idiler. 1871 yılında Zübeyde Hanım ile
evlenen Ali Rıza Efendi'nin henüz elli yaşlarında iken 1888 yılında
ölmesi üzerine, yedi-sekiz yaşlarında yetim kalan küçük Mustafa'nın
büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk kadını Zübeyde
Hanım'a düştü.
Küçük Mustafa, ilk
öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet
Efendi'nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden
babasının isteği ile Selânik'te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi
Mektebi'ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni
öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük
Mustafa'nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu. Küçük
Mustafa, bu okulda okurken babası öldü. Bu sıralarda isimleri
Makbule ve Naciye olmak üzere kendisinden küçük iki kız kardeşi
bulunuyordu. Babaları öldüğü zaman küçük Mustafa yedi, Makbule bir
yaşını henüz doldurmuştu; Naciye ise kırk günlüktü. Bu en küçük
kardeşleri genç kız iken Selânik'te öldü.
Ali Rıza Efendi'nin ölümü üzerine, Zübeyde Hanım üç çocuğu ile bir
süre Selânik yakınlarındaki Rapla çiftliğinde subaşılık yapan
kardeşi Hüseyin Efendi'nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nederiyle
küçük Mustafa'nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat
çok geçmeden Selânik'e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden
öğrenimine devam etti.
Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu'ndan sonra bir süre Selânik
Mülkiye Rüştiyesi'ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça
öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu
okuldan ayrıldı ve 1893 yılında kendi kararı ile Askerî Rüştiye'ye
müracaat ederek öğrenimine burada devam etti. Yazları, dayısı
Hüseyin Efendi'nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte
kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında
zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve
öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine
bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.
Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç
öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer
Mustafa'larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının
sonuna "Kemal" ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal
olmuştu.
Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra 1896
yılında Manastır Askerî İdadisi'ne girdi. Burada Ömer Naci i1e
arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu
kişi, Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol
oynadı. Yakın arkadaşlanndan biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de
bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin
yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli
olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.
Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi'ni de başarı ile
bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3
senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu
okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde
devam etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de
Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun oldu. Harp
Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün
kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına tanıtmış, onların
içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük
ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da
merakı ve eğilimi vardı. Harbiye'de ve Harp Akademisi'nde, memleket
ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden
çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak
tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine
olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde
samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti.
Bununla beraber Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde
istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu,
şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı; sonra bir nevi
sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine,
Şam'a atandı.
Şam'da 5. Ordu'nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye'nin hemen
her yerini görevle dolaşmış, memleket idaresindeki aksaklıkları,
ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından
görmüştü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği
bazı arkadaşlarıyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni
kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs'te de
kurdukları cemiyeti genişletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve
Yunanistan yoluyla Selânik'e geçerek burada da "Vatan ve Hürriyet
Cemiyeti"nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam'a döndü. Şam'dan
uzaklaşışı hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini koruduğundan
bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Şam'da kaldı. Bu sıralarda
20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve
Şam'daki Ordunun Kurmay Başkanlığında bir göreve getirildi.
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
|