|
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
Ankara'da Millet Meclisi'nin açılması, milli bir hükûmetin kurulması
üzerine Padişah ve İstanbul Hükûmeti de millî mücadeleyi daha geniş
ölçüde baltalama yollarına sapmıştı. Anadolu'da binbir fedakârlıkla
oluşturulan millî kuvvetlere karşı halife ve padişah orduları
kuruluyor, başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanları,
âsi sayılarak idama mahkûm edilmiş bulunuyordu. Diğer taraftan
İzmir'e çıkan Yunanlılar da Anadolu içlerine doğru taarruza
hazırlânıyordu. Mütareke ile örgütlü ordu resmen dağıtılmış,
silâhları alınmış olduğundan, işgal altındaki yörelerde düşmana
ancak mahallî kuvvetler ve gönüllü müfrezeler karşı koyuyordu. Bu
düşman saldırılarının yanı sıra Anadolu'nun bazı yörelerinde Anzavur
gibi, Çopur Musa gibi, Postacı Nâzım gibi aldatılmış kişilerin
elebaşılık ettiği iç isyanlar devam ediyordu.
Bütün bu iç ve dış güçlüklere, zor şartlara rağmen Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hükûmeti, kısa zamanda duruma hakim olarak düşman
kuvvetlerine karşı çeşitli cephelerde büyük başarılar kazanmaya
başladı. Doğu cephesinde XV. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir
komutasındaki kuvvetlerimiz büyük başarılar kazandı. Bu bölgede
Oltu, Sarıkamış ve Kars'ı işgal suretiyle sınır şehirlerimize
tecavüz eden Ermenilere karşı 28 Eylül 1920'de taarruza geçilerek,
merkezi Erivan'da bulunan Ermeni Cumhuriyeti ordusu mağlup edildi ve
29 Eylül 1920'de Sarıkamış, 30 Ekim 1920'de Kars tekrar geri alındı.
Ermenilerin barış isteği üzerine 2/3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması
imzalanarak savaşa son verildi. Gürcistan'a da Ardahan ve Artvin
vilâyetlerimiz tahliye ettirildi.
Güney cephesinde de Adana, Urfa, Antep ve Maraş bölgelerirıde
Fransız birlikleriyle mahallî kuvve'tler arasında şiddetli
çatışmalar oluyordu. Sonuçta Fransızlar 12 Şubat 1920'de Maraş'tan,
11 Nisan 1920 günü de Urfa'dan çekilmek zorunda kaldılar. 21 Ekim
1921'de Fransızlarla yapılan "Ankara Antlaşması" Adana, Mersin,
Gaziantep ve diğer bazı şehirlerimizin kurtuluşuna uzandı.
Yunanlılar 1920 Haziranında, Ankara'da kurulan iki aylık yeni
hükûmetin içinde bulunduğu güç şartlardan yararlanarak 22 Haziran
1920 günü Batı Cephesinde umumî taarruza geçmişler, büyük kısmı ile
gönüllülerden oluşan kuvay-ı milliye cephesini yararak 8 Temmuz 1920
günü Bursa'yı, 29 Ağustos 1920 günü de Uşak'ı işgal etmişlerdi. Bu
olaylar seyrederken Padişah ve İstanbul Hükûmeti de 10 Ağustos
1920'de İtilâf devletleriyle Sevr Antlaşmasını imzalamak suretiyle
dış düşmanlarımızla birleşmiş oluyordu.
Yunanlıların Batı cephesinde ilerleyişi, birçok bölgelerin kuvvet
yetersizliği sebebiyle işgal edilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, cephe komutanları ile görüşmüş,
artık gönüllü kuvvetler yerine düzenli bir ordu kurulması gereğini
ilgililere bildirmişti. Çünkü olaylar gösteriyordu ki, millî
mücadelenin başarısı, bütün kuvvetlerin tek bir otnrite altında
toplanmalarına bağlı idi. Bu da millî müfrezelerin, milis
kuvvetlerinin, gönüllü teşkilâtların ordu içinde düzenli kıtalar
haline getirilmesini gerektiriyordu. Çete halinde dağınık savaşa son
verilecek, bütün millî müfrezeler ve gönüllü kuvvetler ordu içinde
disiplin ve eğitime tabi tutulacaktı.
Artık, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kema1 Paşa,
Millî Savunma Bakanı Fevzi Çakmak Paşa ve Genelkurmay Başkanı ve
aynı zamanda Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey, bütün
çalışmalarını düzenli ordunun gerçekleşmesine vermişlerdir. Bu
aylar, millî mücadele tarihimizin gerçekten en buhranlı, en çetin
aylarıdır.
Şimdi 1920 yılının Aralık sonlarındayız. Bir çok millî müfreze,
gönüllü örgüt sür'atle millî ordu içinde toplanmaktadır. Ne çare ki
ellerinde bir kısım kuvvet bulunan Çerkez Ethem ve kardeşleri, Batı
Cephesi kuvvetlerine bağlı kalmak istememişler, başlarına buyruk bir
siyaset izleme yoluna gitmişlerdi. Bunlar, Millî Mücadele'nin güç
zamanlarında başardıkları bazı işlerin verdiği şımarıklıkla
bulundukları bölgelerde sivil memurları diledikleri gibi azlediyor,
değiştiriyor, kendilerine göre atamalar yapıyorlardı. Batı Cephesi,
tek komuta altında örgütlendikçe, düzenli kuvvetler haline geldikçe,
Ethem ve kardeşlerinin huzurları daha da kaçıyor, Batı Cephesi
yanında Ankara Hükûmeti'ne, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne
dil uzatmaktan çekinmiyorlardı. Artık tutumları, millî hükûmete
karşı bir isyan halini almıştı.
Durum gerçekten nazikti. Binbir emek ve fedakârlıkla kurulan düzenli
orduda emir ve komuta birliğini temin bakımından bu sorunun, kesin
şekilde çözümlenmesi gerekiyordu. Zira Ethem müfrezesi ordu içinde
kaldıkça hiçbir zafer kazanılamayacağı gibi, aksine bu âsi kuvvetler
her başarıda orduya ayakbağı olacaktı. Bu sebeple hükûmet Çerkez
Ethem kuvvetlerinin ortadan kaldırılmasına karar verdi.
29 Aralık 1920 günü Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey'le Güney Cephesi
Komutanı Albay Refet Bey, Çerke.z Ethem ve kuvvetlerini ortadan
kaldırmak üzere ileri harekete geçtiler. Kütahya yörelerinde bulunan
Çerkez Ethem kuvvetleri, Batı Cephesi kuvvetlerin Kütahya'yı işgali
üzerine Gediz'e çekildi. Millî kuvvetler, âsileri takiple 5 Ocak
1921 günü Gediz'i de işgal edince Çerkez Ethem müfrezesi Simav
yönüne çekilmek mecburiyetinde kaldı.
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
|