|
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
İşte şimdi Millî Mücadele'nin en dramatik anları yaşanmaktadır. Batı
Cephesi kuvvetleri Çerkez Ethem isyanını bastırmak üzere, eski harp
mevzilerinden çok uzaklaşmışlar, Gediz'e kadar ulaşmışlardır. Çerkez
Ethem'i takip sebebiyle cephelerin boşaltıldığını, askerlerin
mevzilerden uzaklaştığını haber alan Yunanlılar, içinde bulunduğumuz
bu iç buhranı, Ankara Hükûmeti'nin bu çetin ve zor ânını kendileri
için büyük bir fırsat bilerek 6 Ocak 1921 günü hem Bursa, hem Uşak
cephelerinden sür'atle ileri yürüyüşe geçtiler. Amaçları, Türk
kuvvetlerini, zayıflayan mevzilerinde âniden bastırıp mağlup etmek,
bu suretle Eskişehir ve Afyon'u ele geçirerek kendilerine Ankara
yolunu açmaktı. Bu plan gerçekleştirildiği takdirde, henüz sekiz
aylık millî hükûmeti doğduğu yerde boğmak, kolayca ortadan kaldırmak
güya mümkün olacaktı.
Düşmanın, taarruz hedefi olarak seçtiği Eskişehir de, Afyon da
askerî yönden önemli kavşaklardı. Bu şehirlerimizin elden çıkışı,
önemli demiryollarının da düşman eline geçmesi demekti. Hele, Bursa
ve Uşak Cephelerinden ilerleyen düşman kolları, Kütahya önlerinde
birleşme imkânı bulursa, Çerkez Ethem'e karşı geride bırakılan
kuvvetlerimizi de arkadan vurabilirdi. İşte mağlubiyetimiz halinde
ortaya çıkacak korkunç tablo bu idi.
Düşman taarruzu i1e gelişen bu kritik durum üzerine, Batı ve Güney
Cephesi komutanları vaziyeti görüşerek, ister istemez Çerkez
Ethem'in takibine ara vermeyi ve Kütahya ve Gediz'e kadar gelmiş
olan kuvvetlerimizin büyük kısmını vakit geçirmeksizin İnönü ve
Dumlupınar mevzilerine sevketmeyi kararlaştırdılar. Ancak Batı
Cephesi kuvvetlerinin şimdi bulundukları Gediz ve Kütahya yöreleri
ile İnönü mevzileri arasında 3 günlük bir yol vardı. Eğer
Yunanlılar, bizden daha önce İnönü mevzilerine ulaşabilirlerse
mukavemetsiz, Eskişehir'e kadar yol almış olacaklardı. O halde
yapılacak iş, son sür'atle İnönü mevzilerine yetişerek ilerleyen
düşmanı burada durdurmak olacaktı. Bu amaçla Çerkez Ethem ve
kardeşlerine karşı bir kısım kuvvet, Kütahya yöresinde bırakılarak,
geri kalan kuvvetler İnönü mevzilerine hareket ettirildi. Keza üç
misli düşman kuvvetine karşı İnönü mevzilerini da- ha da takviye
etmek üzere, Ankara'da yeni kurulmakta olan 4. Tümen de Cepheye
çağrıldı. Ethem'in takibine ara vererek Kütahya'dan hareket eden 11.
Tümen de 9 Ocak sabahı, İnönü mevzilerine varmıştı.
Öte yandan Yunanlılar sür'âtle ilerleyerek, 8 Ocak 1921 günü Çivril
ve Pazarcık'ı, 9 Ocak sabahı da Bilecik ve Bozüyük'ü işgal ettiler.
Fakat bütün bu işgallere, güç şartlara, iki ayrı düşmanla savaş
mecburiyetine rağmen sonucun zaferle biteceği hususunda başta
Atatüxk olmak üzere Millî Mücadele liderlerinin inançları asla
sarsılmamıştı. Atatürk, 8 Ocak 1921 günü Türkiye Büyük Millet
Meclisi kürsüsünden şunları söylüyordu: "Efendiler! Dahilde ve
hariçteki düşmanlarımız ister çok, ister az olsun, faaliyetlerinin
genişliği ne olursa olsun, kesin başarı, son başarı meşru bir ama
izleyenlerde olacaktır."
I. İnönü Muharebesi, 9 Ocak 1921 günü öğleden sonra Yunanlıların
Bozüyük yönünden şiddetli taarruzu ile başladı. Ufak bir köyden
ismini alan İnönü, şimdi Türk Kurtuluş Savaşında dönüm noktası
olacak bir muharebeye sahne oluyordu. Ve yıllar sonrâ bu muharebeyi
idare eden komutana, Atatürk tarafından "İnönü" soyadı verilecekti.
Muharebenin ilk günü Batı Cephesi kuvvetleri ile Yunanlılar arasında
çok çetin çarpışmalar oldu. Yunanlıların her taarruzu, karşı
taarruzla cansiperane püskürtülüyor, ilerlemelerine imkân
verilmiyordu. Anlaşılan düşman, umduğunu bulamamıştı. İnönü
mevzilerinde boş cepheler yerine, Türk kuvvetlerinin piyade ve topçu
ateşiyle karşılaşmaları, onlar gerçekten şaşırtmıştı.
Muharebe,10 Ocak günü de sabahtan akşama kadar bütün şiddetiyle
devam etti. Bu sabah, Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey de
Gediz'den muharebe meydanına gelmiş, savaşı bizzat ateş hattında
idareye başlamıştı. Bir ara bir alay kadar düşman kuvveti,
mevzilerimizdeki bir boşluktan istifade ederek Batı Cephesinin
karargâhı bulunan İnönü istasyonunun kuzevine kadar sokulmaya
muvaffak oldu. Bu kritik vaziyet karşısında cep- he karargâhı
istasyondan alınarak sür'atle İnönü köyüne nakledildi ve cephenin bu
kesimi kuvvet kaydırarak takviye edildi.
Askerlerimiz bugün de, aralıksız devam eden düşman taarruzlarını,
bir an gerilemeksizin göğüslüyorlar; Yunanlıların ilerlemesine imkân
bırakmıyorlardı. Şüphesiz ki ordumuz, bu taarruzlar karşısında ağır
zayiat veriyor; ama canından aziz bildiği kutsal vatan topraklarını
her ne pahasına olursa olsun, savunmadan geri kalmıyordu. En nihayet
tükenen, gücü kırılan düşman oldu. 2 gündür devam eden
taarruzlarından bir başarı elde edemediğini, edemeyeceğini anladı.
Artık bu safhada onlar için yapılacak bir şey vardı: Geri çekilmek!
Gerçekten Yunan kuvvetleri,10 Ocak 1921 gecesi verdikleri kararla 11
Ocak günü sabahından itibaren Bursa yönünde geri çekilmeye
başladılar.
Bu zafer müjdesi üzerine,11 Ocak 1921 günü Atatürk, Batı Cephesi
Komutanı Albay İsmet Bey'e şu telgrafı çekiyordu: "Bu başarının,
mukaddes topraklarımızı düşman istilâsından tamamen kurtaracak olan
kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmasını Allah'tan diler, Batı
Cephesinin bütün subay ve erlerini kazandıkları bu zafer dolayısıyla
tebrik ederim".Gerçekten I. İnönü zaferi, Atatürk'ün ifadesiyle
kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmuş, onu II. İnönü, Sakarya, 26
Ağustos ve 30 Ağustos gibi daha büyük zaferler izlemiştir.
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
|