|
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
Bütün bu zor şartlara, geçici çekilişe rağmen sonunda düşmana kati
darbe indirileceğine dair, başta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele
liderlerinin inançları asla sarsılmamıştı. Mustafa Kemal Paşa'ya
göre "Pek uzak olmayan bir gelecekte karşımızdaki Yunan ordusu
tükenecek, sonunda imhası mümkün hale gelecekti." Ancak başarının en
önemli şartı, herkesin bu sonuca candan inanması ve bu uğurda maddî
ve manevî tüm güçlerini memleket savunmasına yöneltmesi idi. Ayrıca
unutulmaması gereken nokta, ordumuz, düşmanın arzu ettiği yerde
değil, bizim arzu ettiğimiz yerde kesin muharebeye girecek ve ona,
orada kati darbeyi vuracaktı. Bu bakımdan gerektiğinde geri
çekilişin, bazı yerleri düşmana terk edişin büyük bir önemi yoktu.
Askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygulamak gerekiyordu.
Ne çare ki liderlerin bu inancına rağmen Sakarya'nın doğusuna
çekilmenin yarattığı maneviyat bozukluğu Meclis'e de aksetmişti.
Yeni bir ordu oluşturulurken meydana geleıi bu ağır kayıp, bu
çekilme ister istemez sarsıntılara sebep olmuş; bazı çevreleri haklı
oTarak endişe ve tedirginlik kaplamıştı. Bu hava içinde 4 Ağustos
1921 günü Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda askerî durum ve
Başkomutanlık teşkili üzerinde heyecanlı görüşmeler oldu.
Milletvekilleri, yorgun orduyu yeniden canlandıracak, memleketi bu
badireden kurtaracak son çareyi aramaktadırlar. Bu çare, Mustafa
Kemal'in fülen ordunun başına geçmesidir. Çünkü O, katıldığı bütün
savaşlarda yenilmemiş, yenmiş bir kumandandır. Bu sebepledir ki
konuşmalar onun başkomutanlığı üzerine alması görüşünde birleşti.
Taraftarları gibi muhalifleri de kendisinden, ordunun başına
geçmesini istemektedirler. Meclis'in büyük çoğunluğu, taraftarları
kurtuluş için tek çarenin bu olduğu, başka çıkar yol bulunmadığı
fikrindedirler. Bazı milletvekilleri içtenlikle haykırırlar: "Sen
mühim bir kumandansın! Büyük bir askersin ve bunu da Çanakkale
Muharebesinde ispat ettin. Şimdi kendini hangi güne saklıyorsun?
Sakarya'ya kadar geldi düşman, kendini hangi güne saklıyorsun?" Bu
haykırışlar, gerçekten millî iradenin sesi idi ve büyük kahramanı,
fiilen ordunun başına davet ediyordu.
Muhaliflere gelince, onlar da Başkomutanlığı Mustafa Kemal Paşa'ya
vermekle zaten kurtuluş ümidi kalmadığını kabul ettikleri bir
ortamda, gelişecek tüm sorumluluğu onun ,omuzlarına yüklemeyi
amaçlıyorlardı.
Meclis'te 4 Ağustos 1921 günü başlayan bu görüşmeler, ertesi gün de
aynı heyecanla devam etti. Mustafa Kemal Paşa, önce tartışmaların
dışında kaldı. Ancak konuşmamasının, tavrını açıkça ortaya
koymamasının, onun da gelecekten ümitsiz olduğu şeklinde
yorumlanması ihtimaline karşı, kendisini Başkomutan görmek isteyen
millî iradenin bu ısrarı karşısında, Meclis Baş kanlığına şu
önergeyi sundu: "Meclis'in sayın üyelerinin umumî surette beliren
arzu ve istekleri üzerine Başkomutanlığı kabul ediyorum. Bu
vazifeyi, kendi üzerime almaktan doğacak yararları en kısa zamanda
elde edebilmek ve ordunun maddî ve manevî kuvvetini en kısa zamanda
artırmak ve yönetimini bir kat daha kuvvetlendirmek için, Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nin haiz olduğu yetkileri fülen kullanmak
şartiyle üzerime alıyorum. Hayatım boyunca millî hâkimiyetin en
sadık bir hizmetkârı olduğumu milletin nazarında bir defa daha
doğrulamak için bu yetkinin 3 ay gibi kısa bir müddetle
sınırlandırılmasını ayrıca istiyorum".
Bu önerge Meclis'in yetkilerini kullanma isteği sebebiyle bazı
itirazlara sebep oldu. Ancak durum, olağanüstü bir durumdu ve ölüm
kalım mücadelesi gibi olağanüstü şartlar konuşuyordu. Bu şartlar
içinde Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edilen görev gerçekten
çok büyük ve önemli, diğer bir ifade ile Türk milletinin mukadderatı
ile ilgili idi. Düşman karşısındaki cephede vakit geçirmeksizin en
seri, en doğru kararları verebilmek, ancak Meclis'in yetkilerini
anında kullanmakla mümkündü. Esasen Atatürk de bu olağanüstü
şartlara rağmen, söz konusu yetkinin 3 ayla sınırlı kalmasını
istemekle, millî iradeye olan sarsılmaz saygısını gösteriyordu.
Nihayet Meclis, bu isteğinde kendisini haklı gördü. Görüşmeler
sonucu, 5 Ağustos 1921 günü, "Mustafa Kemal Paşa'ya 3 ay süre ile
askerliğe ait hususlarda Meclis'in yetkilerini kullanmak koşuluyla
Başkomutanlık tevcih eden Kanun, Büyük Millet Meclisi'nde oybirliği
ile kabul edildi. Kanunda şu sözlere yer veriliyordu: "Millet ve
memleketin mukadderatına bilfiil el koyan yegane yüce kuvvet olan
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkomutanlık füli vazifesine kendi
reisi Mustafa Kemal Paşa'yı memur etmiştir. Başkomutan, ordunun
maddî ve manevî kuvvetini artırma ve yönetimini bir kat daha
kuvvetlendirme hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin buna ait
salâhiyetini Meclis namına fülen kullanmaya yetkilidir. Bu sıfat ve
salâhiyet üç ay müddetle sınırlıdır. Meclis lüzum gördüğü takdirde
bu müddetin bitiminden evvel dahi bu sıfat ve salâhiyeti
kaldırabilir."
Başkomutanlık verilişinden sonra Mustafa Kemal Paşa kürsüye geldi.
Memleketin düşman istilâsından kurtarılacağına dair sarsılmaz
inancını bir kere daha ifade ederek Meclis'e şu teminatı verdi:
"Efendiler! Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları,
Allahın yardımıyla behemehal mağlûp edeceğimize dair olan emniyet ve
itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu kesin
inancımı yüksek heyetinize karşı, bütün millete karşı ve bütün âleme
karşı ilân ederim." Başkomutan aynı gün ordu ve millete de bir
bildiri yayımladı. Bu bildiride de şu cümleler yer alıyordu: "....
Bana bu vazifeyi tevdi etmiş olan Meclis ve bu Meclis'te beliren
milletin kesin iradesi, hareket tarzımın mihrakını teşkil edecektir.
Hiçbir sebep ve suretle değiştirilmesine imkân omayan bu kesin
irade, her ne olursa olsun düşman ordusunu imha etmek ve bütün
Yunanistan'ın silâhlı kuvvetlerinden oluşan bu orduyu, anayurdumuzun
mukaddes ocağında boğarak kurtuluşa ve bağımsızlığa kavuşmaktır."
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
|