|
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
Başkomutan, artık plânını yapmış ve kesin şekilde uygulamaya
başlamıştır. Hedef, muvaffakiyete götürecek bütün tedbirleri en kısa
zamanda almaktır. Bu amaçla 7 ve 8 Ağustos 1921 günleri, kendi
imzasıyla 10 adet "Tekâlif-i Milliye" yani "Millî Vergi" emri
yayımladı. Bu emirler gereği her ilçede bir "Millî Vergi Komisyonu"
kuruluyordu. Her evden ordunun ihtiyacı için bir kat çamaşır, bir
çift çorap, bir çift çarık isteniyordu. Ordunun malzeme ihtiyacı
için tüccarın elinde bulunan stoklardarı yüzde kırkına parası
zaferden sonra ödenmek üzere el konuluyordu. Herkes hububat, hayvan
ve yem bakımından stoklarının yüzde 40'ını yine parası sonradan
ödenmek üzere orduya verecekti. Halkın elinde bulunan savaşa
elverişli bütün silâh ve cephane, 3 gün içinde ordu ambarına teslim
edecekti. Memleketteki demircilerin, dökümcülerin, marangozların,
sanayi imalâthanelerinin listesi çıkacak ve sahiplerinin isimleri
belirlenecekti. Böylece bütün memleket, gelecekteki zafer için
olağanüstü bir seferberliğe davet e dilmişti. Artık millet ve ordu
el eleidi ve topyekûn bix harp başlatılmıştı.
Başkomutan bu acil tedbirleri aldıktan sonra 12 Ağustos 1921 günü
Ankara'dan hareketle Polatlı'daki Cephe Karargâhına geldi. Artık
Mustafa Kemal Paşa, cephede ve fülen Türk ordusunun başında idi.
Şimdi 1921 yılı Ağustos başlarındayız. Yunan ordusu 13 Ağustos 1921
günü Sakarya'daki Türk mevzilerine doğru yeniden ileri harekâta
başladı. 15 Ağustos 1921 günü Yunan Kralı Konstantin, ordularına
"Ankara'ya!" emrini verdi. Durmaksızın ilerleyen Yunanlılar, birçok
şehir ve kasabalarımızı işgal ederek sonunda Sakarya'daki savunma
hattımıza dayandılar.
23 Ağustos 1921 günü, Yunan ordusunun taarruzu ile Sakarya Meydan
Muharebesi başladı. Bütün cephe boyunca taarruz ve karşı
taarruzlarla çok şiddetli muharebeler oldu. Yunan taarruzu, bir çok
yerde kıtalarımız tarafından düşmana ağır zayiat verdirilerek
durduruldu. Ancak takviyeli Yunan kuvvetlerinin önemli mevzilerimizi
ele geçirdikleri, Poiatlı'ya kadar yaklaştıkları, top seslerinin
Ankara'dan duyulduğu zamanlar oldu. Türk mevzileri bir çok noktada
yarılmasına rağmen, her nokta inatla savunuluyor, kaybedilen her
hattın gerisinde yeni bir savunma hattı oluşturuluyor, böylece
düşmanın ilerlemesine imkân verilmiyordu. Zira Başkomutan, savaş
stratejisi için şu formülü koymuştu: "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı
müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı,
vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için, küçük
büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük
her birlik, ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe
teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek
zorunda kaldığını gören birlikler, oria tâbi olamaz. Bulunduğu
mevzide sonuna kadar dayanmağa ve mukavemete mecburdur".
Başkomutanın ortaya koyduğu, harp yönetimi bakımından büyük önem
taşıyan bu kural, Sakarya'da aynen uygulanmış ve mukaddes vatan
toprakları, her kaybedilen hattın gerisinde vakit geçirmeksizin
yeniden bir hat teşkili suretiyle sonuna kadar savunulmuştur. Düşman
aştığı her tepenin ardında "Ankara var!" hulyasıyla harp ediyor,
Mustafa Kemal Paşa ise Yunan kuvvetlerini, son darbeyi indireceği
yere, memleketin harim-i ismetine çekiyordu. Nihayet düşmanın
taarruz gücü, ilerleme kuvvet ve kudreti gittikçe tükenmeye başladı.
Yunan birlikleri ana mevzilerinden çök uzaklaşmış, gerçekten
Türklerin harim-i ismetine düşmüştü. Artık taarruz sırası
Türklerindi. 10 Eylül 1921 günü başlayan karşı taarruzumuzla düşmana
ağır zayiat verdirilmiş, bu taarruz sonucu Yunanlılar batıya doğru
çekilmeye başlamıştı. Bütün savaş boyunca cepheden ayrılmayan
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, zaman zaman da en ileri meyzilerde
görürimüş, hatta ateş hattına girmişti. Başkomutanın en ileri hatta,
taarruz eden kıtaların yanında görülmesi ve muharebeyi ateş hattında
bizzat takip edişi şüphesiz ki subay ve erlerimizin maneviyatları
üzerinde büyük tesir yaptı.
"Sakarya Meydan Muharebesi" adını alan bu büyük ve kanlı savaş, 22
gün 22 gece devam etmiş ve nihayet 13 Eylül 1921 günü, düşman
Sakarya Nehri'nin doğusunda tamamen imha edilerek büyük bir zafer
kazanılmıştı. Bu anlamlı ve büyük başarı üzerine 19 Eylül 1921 günü
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Başkomutan Mustafa Kemal
Paşa'ya Kanunla Müşir (Mareşal) rütbesi ve "Gazi" unvanı verildi.
Sakarya Zaferinin sonuçları siyasî alanda da kendisini gösterdi. 13
Ekim 1921'de Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması, 20 Ekim
1921'de Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandı.
Sakarya Meydan Muharebesinden sonra mağlup Yunanlılar,
Afyon-Eskişehir hattına kadar çekilmişler, bu bölgede mevzilerini
kuvvetlendirmek, önemli yerleri tel örgülerle takviye etmek
suretiyle savunmada kalmışlardi. Düşmanın bu geniş hat üzerinde üç
kolordusu bulunuyordu.
Yunanlıların, tutundukları bu son mevzilerden de atılmaları, Türk
ordusunun kesin sonuçlu bir muharebeyi kazanmasına gerek
gösteriyordu. Ancak bu suretle düşmanın Anadolu'dan tamamen
çıkartılması mümkün olabilecekti. Diğer taraftan gerek Yunanlılar
gerekse İngilizler, mevsimin ilerlemiş olduğu, Türk hükûmetinin
içinde bulunduğu güçlükler ve Anadolu'daki ekonomik durumun ağırlığı
sebebiyle Türk ordusunun genel bir taarruzunu imkânsız görüyorlar;
ordumuzun bir süre daha dayandıktan sonra ister istemez barış
isteğinde bulunacağını hesaplıyorlardı. Bu sebeple kendileri barışa
yanaşmıyorlar, işgal ettikleri toprakları ellerinde bulundurarak
vakit kazanmak suretiyle daha kârlı çıkmayı amaçlıyorlardı.
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
|