|
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ise düşmanın hayal ürünü bu
hesaplarının dışında taarruz hazırlıklarını sürdürmek suretiyle
gerçekçi bir yol izliyor; ancak taarruzun zamanını ve şeklini son
derece gizli tutuyordu. Çünkü Atatürk'e göre, "Yarım hazırlıkla ,
yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten daha
kötü idi". Nihayet eldeki bütün imkânlar kullanılarak, memleketin
maddî ve mânevî bütün güçleri seferber edilerek taarruz zamanının
geldiğine karar verildi. Ama yine de Yunanlılar asker sayısı, araç
ve gereç yönünden üstünlüklerini korumakta idiler.
Başkomutan tarafından en ince ayrıntılarına kadar hazırlanan Büyük
Taarruz ve onu izleyecek meydan muharebesi planı, 27/28 Temmuz 1922
gecesi, Akşehir'e çağrılan ordu komutanlarına açıklandı. Onların da
görüşleri alınarak Batı Cephesi Ordularına 6 Ağustos 1922'de gizli
olarak "taarruza hazırlık" emri verildi.
Büyük taarruz planı gerçekten dâhiyane, dâhiyane olduğu kadar da
cüretli ve tehlikeli idi. Zira ku.vvetlerimizin hemen tamamı,
taarruzun siklet merkezi olarak kabul edilen Afyon-Konya
demiryolunun güneyine kaydırılmış, başka cephelere kuvvet ayırma
hususu ister istemez ikinci planda düşünülmüştü. Bunun sonucu olarak
Eskişehir-Ankara istikameti açık denecek bir durumda bırakılmıştı.
Keza cephenin ağırlık merkezi olarak kabul edilen bölgenin arkası da
göller bölgesine dayanıyordu. Başarısızlık halin- de, bu bölgede
savaşan l. Ordu'nun akıbeti kritikleşebilirdi.29/2
Bu plan, ancak büyük komutanların sevk ve idaresinde başarıya
ulaşabilirdi ve bütün riskleri etkisiz kılacak faktör, ne pahasına
olursa olsun mağlup olmamak kararı idi. Gerçekten de öyle oldu.
26 Ağustos 1922 sabahı saat 5.30 da topçularımızın ateşiyle
Kocatepe'den Büyük Türk Taarruzu başladı. Başkomutan da bu esnada
Kocatepe'de bulunııyordu. Taarruz, kısa sürede Afyon Konya demiryolu
hattı boyunca başarılı bir şekilde gelişti. Bu hattın güneyinden I.
Ordu, kuzeyinden II. Ordu taarruz ediyordu. Ancak cephenin ağırlık
merkezi, I. Ordu bölgesinde toplanmıştı.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın büyük bir basiretle ateş hattında
yönettiği bu taarruzda ordumuzun Genelkurmay Başkanlığını Fevzi
(Çakmak) Paşa, Batı Cephesi Komutanlığını İsmet Paşa üstlenmişti. I.
Ordu'ya Nurettin Paşa, II. Ordu'ya Yakup Şevki Paşa Süvari
Kolordusu'na da Fahrettin (Altay) Paşa komuta ediyordu.
Süratli taarruz sonucu, 26/27 Ağustos gecesi Yunan ordusunun bir çok
mevzü düşürüldü. Ani baskın şeklinde gelişen bu taarruz karşısında
şaşıran Yunanlılar çekilmeye başladı. 27 Ağustos 1922'de ordumuz
düşman işgalindeki Afyon'a girdi. Türk ordusunun bu ilerleyişi
karşısında Yunan ordusu, Dumlupınar mevzilerine çekilme kararı aldı.
Kuvvetlerimiz 29 Ağustos günü de Dumlupınar mevzilerine taarruza
başladı. 30 Ağustos günü Dumlupınar bölgesinde 200.000 kişilik Yunan
ordusu tamamen kuşatılmıştı. "Başkomutan Meydan Muharebesi" adını
alan bugünkü savaşta, düşmanın büyük kısmı imha edildi. Bu gece
Kütahya da ordumuz tarafından kurtarılmış bulunuyordu.
Ancak, mağlup düşmanın çekilme yollarının da kesilmesi ve İzmir
doğrultusunda aralıksız takibi gerekiyordu. Başkomutan,1 Eylül 1922
günü komutası altındaki kuvvetlere: "Ordular! İlk hedefiniz
Akdenizdir, ileri!" emrini verdi.
Son süratle İzmir yönünde ilerleyen kuvvetlerimiz, 1 Eylül' de
Uşak'ı, 2 Eylül'de Eskişehir'i, 3 EyIül'de Nazilli, Simav, Salihli,
Alaşehir ve Gördes'i, 6 Eylül'de Balıkesir ve Bilecik'i, 7 Eylül' de
Aydın'ı, 8 Eylül'de de Manisa'yı kurtardılar. Bu takip esnasında l.
Yunan Ordusu Komutanı General Trikopis ile 2. Yunan Ordusu Komutanı
General Diyenis ve bir kısım yüksek rütbeli Yunan subayları esir
alındılar. Nihayet Türk birlikleri 9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e
ulaştılar. Bu sabah Kadifekale'de Türk bayrağı dalgalanıyordu. Artık
Anadolu, 4 yıl süren düşman istilâsından, düşman işgalinden
kurtarılmış, "Türkiye Türklerindir!" gerçeği bir kere daha gözler
önüne serilmişti.
Mondros Mütarekesiyle başlatılan ve Sevr Antlaşmasıyla
gerçekleştirildiği zannedilen Türk milletini Anadolu topraklarından
çıkarmak ve tarihten silmek isteyen korkunç ve hain zihniyete karşı,
milletimizin maddî ve manevî bütün güç kaynaklarını seferber ederek
kazandığı bu büyük zaferler Atatürk'ün ifadesi ile tek bir amaca
yönelikti: "Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!"
Atatürk diyor ki: "Hiç bir zafer, gaye değildir. Zafer ancak
kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için gereken vasıtadır.
Gaye, fikirdir. Zafer bir fikrin elde edilişine hizmeti nispetinde
kıymet ifade eder. Bir fikrin elde edilişine dayannıayan bir zafer,
ömürlü olamaz. O, boş bir gayrettir. Her biiyült meydan
muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir
âlem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir
gayret olur".
Büyük Türk zaferinden sonra da Türk milleti için yeni bir âlem
doğmuş; çağdaş, demokratik ve lâik Türk devletinin kuruluşuna
uzanacak olan bütün yollar açılmıştı. Bu sebepledir ki memleketi
düşman istilâsından temizleyen büyük askerî zaferleri takiben bu
başarıların semerelerini toplamak üzere siyasî faaliyetlere önem
verildi. 11 Ekim 1922'de İtilâf devletleriy:e imzalanan Mudanya
Mütarekesi ile silâhlar bırakıldı; Türk ve Yunan kuvvetleri
arasındaki çarpışma(lara son verildi. Yine bu anlaşmaya göre
Edirne'yi de içine almak üzere Doğu Trakya'nın Yunanlılar tarafından
tahliyesi kabul edildi; İstanbul ve boğazlar bazı kayıtlarla
idaremize bırakıldı.
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
|