|
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
1 Kasım 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi kcararı ile saltanatla
hilâfet birbirinden ayrılarak saltanat kaldırıldı. O gün Mustafa
Kemal Paşa, Meclis kürsüsünden şunları söylemişti: "Millet,
mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve
hâkimiyetini bir şâhısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş
vekillerden oluşan bir Meclis-i Âli'de temsil etti. İşte o Meclis,
Meclis-i Âli'nizdir; Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Milletin
saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet
Meclisi'dir". Meclis'in bu tarihî kararı üzerine Vahdettin bir
İngiliz harp gemisiyle yurt dışına kaçtı.
Artık sıra barış görüşmelerine gelmişti. Lozan Barış Konferansı, 20
Kasım 1922 günü toplandı. Aylarca süren, zaman zaman da çok
çetinleşen bu görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetini
-Mudanya görüşmelerinde olduğu gibi- İsmet (İnönü) Paşa temsil
ediyordu. Nihayet 24 Temmuz 1923 günü antlaşma imzalandı. Bu
antlaşma ile yeni Türkiye Devleti'nin bağımsızlığı bütün dünyaca
onaylanıyor, millî sınırlarımız çiziliyor, Ekonomik alanda
Osmanlılar devrinden kalma eski pürüzler temizlenerek
kapitülâsyonlar kaldırılıyordu. Diplomasi alanında kazanılan bu
sonuç gerçekten çok önemliydi. Zira bu antlaşma Atatürk'ün
ifadesiyle "Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve
Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın
yıkılışını ifade eden bir vesika" idi. "Bu sebeple Osmanlı devrine
ait tarihte benzeri görülmemiş bir siyasî zafer eseri idi".
13 Ekim 1923'de Ankara, Büyük Millet Meclisi kararı ile, Türkiye
Devleti'nin Hükûmet Merkezi oldu. Artık mevcut yönetimin isminin de
açıkça ifadesi ve ilânı gerekiyordu. Nihayet 29 Ekim 1923 akşamı,
-yapıları bir Anayasa değişikliği ile - Cumhuriyet ilân olundu.
Milletvekilleri bu büyük olayı ayakta "Yaşasın Cumhuriyet!"
sesleriyle kutladılar. Bu sonucu takiben Cumhurbaşkanlığı seçimine
geçildi. Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa, oybirliği ile
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Cumhuriyetin ilânı i1e gerçekleşen bu büyük inkılâbın yanı sıra
devlet örgütü ve toplum yönetiminin de çağdaş devlet anlayışına
uygun olarak lâikleşmesi gerekiyordu. Böyle bir anlayış içinde
halifeli Cumhuriyet söz konusu olamazdı. Bu sebeple 3 Mart 1924'te
artık hiçbir lüzumu kalmayan, aksine zararlı bir kuruluş halini
almış bulunan halifelik de kaldırıldı ve son halifeyle beraber
Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarıldı.
Artık devletin modern bir şekil alması ve milletin çağdaş uygarlık
seviyesine en kısa zamanda erişebilmesi yolunda büyük inkılâplar
birbirini takibe başladı. Bu devre esnasında şapka ve kıyafet
inkılâplari yapıldı. Halkı uyuşukluğa sevkederek her türlü hayat
enerjisini yokeden tekkeler, zaviyeler, türbeler kapatıldı; Şeriye
ve Evkaf Vekâleti kaldirıldı. Lâik devlet prensibi kabul edilerek
din ve devlet işleri kesin olarak birbirinden ayrıldı. Hukuk
alanında, şeriye mahkemeleri ve Mecelle kaldırılarak Türk Medenî
Kanunu'yla beraber birçok yeni kânunlar kabul edildi. İlim ve kültür
işlerine büyük önem verildi; Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu
kurularak Türk tarihi ve Türk dili üzerinde çalışmalar yapıldı.
Medreseler kapatılarak çağdaş kültürü benimseyen Cumhuriyet okulları
açıldı. Eğitim ve öğretimde, lâik ve millî bir yol takip edildi.
Atatürk'ün en büyük eserlerinden biri olan harf inkılâbı meydana
geldi; Arap harfleri terk edilerek Lâtin harfleri esasına dayanan
Türk alfabesi yapıldı. Üniversite'de de büyük bir reform
gerçekleştirilerek ona çağdaş bir görünüm kazandırıldı; bu arada
ihtiyaç duyulan çeşitli fakülteler ve kürsüler açıldı. Uluslararası
takvim, saat ve rakamlar kabul edildi. Kadın hukukunda reform
yapıÎarak Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanındı. Ekonomik
hareKentlere önem.verildi. 1923 yılında Türkiye'de ilk defa olarak
bir İktisat Kongresi toplanarak memleketin ekonomik problemleri
görüşüldü. Ziraî faaliyetler genişletildi; ticaret ve millî sanayi
geliştirildi. Sağlık işlerine önem verildi. Güçlü bir ordu kuruldu.
Yeni Türkiye Devleti'nin temeli olan bütün bu inkılâplara "Atatürk
İnkılâpları" adı verildi. İnkılâpların memlekette daha süratle ve
daha sağlam yerleşmesi için bütün Türk halkını içine almak üzere
Cumhuriyet Halk Partisi tegkil edildi. Cumhuriyetçilik,
milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik ve inkılâpçılık
Türkiye siyasetinin ilkeleri olarak kabul edildi.
Milleti çağdaş uygarlığa götüren bu zorunlu gidiş karşısında,
muhalefeti teşkil eden, fakat bir kolu da tutuculuğa ve gericiliğe
dayanan bir grup tedirgin oldu. Politik sahada da kendilerine
temsilciler bulan bu grup, bütün bu gidişten Atatürk'ü sorumlu
tuttukları için ona birkaç suikast girişiminde bulundularsa da
muvaffak olamadılar ve millet tarafından tel'in edildiler.
Mustafa Kemal, inkılâpların büyük kısmını başardıktan sonra Türk
bağımsızlık mücadelesini ve yeni Türkiye'nin kuruluşunu anlatan
büyük Nutkunu yazdı. Bunu 1927 yılında, Parti Kongresinde altı gün
devam eden büyüleyici hitabetiyle okudu. Değerli tahlil ve
tenkitlerle dolu olan bu eser, Türk tarihinin olduğu kadar Türk
edebiyatının da ölmez eserleri arasında yer aldı.
Büyük Önder, kurtuluştan sonra memleketi baştan başa dolaşarak halka
inkılâpların ve yeni Türk Devleti'nin ideolojisini anlattı. 1934
senesinde Meclis, özel bir kanunla kendisine "ATATÜRK" soyadını
verdi. Son senelerinde bitmeyen bir heyecanla Hatay' ın anavatana
ilhakına galıştı. Kendisinde mevcut karaciğer kifayetsizliği zamanla
ağırlaştı; son günlprini hasta ve rahatsız olarak geçirdi. 10 Kasım
1938 perşembe güxıü saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı'nda
hayata gözlerini kapadı. Ölümü bütün dünyada derin akisler yaptı ve
büyük üzüntü yarattı.
Atatürk'ün na'şı, tahnit edilerek Dolmabahçe Sarayı salonunda özel
bir katafalk'a yerleştirildi. Türk bayrağına sarılı ve başında silâh
arkadaşlarının nöbet tuttuğu mukaddes tabut, üç gün müddetle
milletin ziyaretine bırakıldı. Na'şı, bilâhere 20 Kasım'da Ankara'ya
getirildi. 21 Kasım'da büyük törenle Etnoğrafya müzesindeki geçici
kabrine kondu. Cenaze törenine bütün dünya devletleri özel
temsilciler gönderdi. Çanakkale'de ve diğer muharebelerde ona karşı
savaşmış yabancı generaller törende bilhassa dikkati çekiyordu.10
Kasım 1953'te na'şı, Etnografya müzesinden alınarak muhteşem bir
törenle Anıtkabir'e nakledildi.
[1] -- [2] --
[3] -- [4]
-- [5] -- [6]
-- [7] -- [8]
-- [9] --
[10] -- [11]
-- [12]
[13] -- [14]
-- [15] --
[16] -- [17] --
[18] -- [19]
-- [20]
|