Toplam Kalite Yönetimi
Günümüz iş dünyasında oldukça büyük rağbetle karşılaşan, Japonya’dan bütün dünyaya yayılan bir felsefenin ifadesi olan toplam kalite yönetimi anlayışı, 21. yüzyılın eşiğinde de büyük ilgiyle karşılanmaktadır.

Aslında, sanayi sektörü için ortaya konan bu felsefenin eğitim kurumlarında uygulanabilirliği tartışmaları hâlâ süregelmektedir. Bilim çevreleri, bir yönetim ve üretim modeli ortaya koymaktan daha çok bir felsefe olarak görülen bu anlayışın, yenileşmeye ayak uydurmakta güçlük çeken Türk eğitim kurumlarına yeni bir soluk getireceği görüşündedirler.

En sade şekliyle “sürekli yenileşme” diye ifade edilebilecek bu anlayış, yalnızca bu fikir alt yapısıyla dahi yeni bir yapının oluşturulmasında ve sürekli gelişmede lokomotif görevi üstlenecek sloganı içermektedir.

Türkiye açısından sevindirici olan gelişme, Kasım 1998 tarihinde uygulamaya geçilen Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı eğitim kurumları yöneticilerinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin yönetmelik kapsamında okul yöneticisi adaylarına ağırlıklı olarak“Toplam Kalite Yönetimi” konusunda eğitim verilmiş olmasıdır.

2000 yılının içerisinde uygulanan hizmet içi eğitim seminerinde, kurumlarında hâlen asil müdür olarak görev yapan yöneticilere, toplam kalite yönetimi konusunda eğitim verilmiştir. Bütün bu yaklaşımlar, 1960’lı yıllardan sonra dünyadaki sanayi sektörüne damgasını vuran toplam kalite yönetimi felsefesinin eğitim kurumlarına da uygulanması mecburiyetini gündeme getirmiştir.

Köyden kente göçlerde 1980’den sonra oldukça büyük bir patlamanın yaşanması, göç alan illerin başında yer alan İstanbul’da toplam kalite yönetimi, özellikle çevrenin iyileştirilmesi ilkesinden hareketle sosyal çevrenin gelişmesini sağlayıcı düzenlemeleri beraberinde getirecektir.

“Çıktılar girdi olarak dönecektir.”Bu ilke, toplam kalite yönetiminin temel yapı taşlarından biri olmakla beraber belki de gelişmekte olan ülkemizde, eğitim kurumlarımızın asıl işlevini de ortaya koymaktadır. Üzüntüyle kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki, biz eğitimciler, mezun ettiğimiz öğrencilerin, sosyal hayata dahil bir birey olacağını unutmakta, çoğu zaman onları bir makinenin dişlisi gibi görmekteyiz. Oysa düzenli bir eğitimin ardından öğrencinin asıl görevi; sosyal iyileşmeyi öncelikle kendi çevresinde uygulayabiliyor olmasıdır.

Toplam kalite yönetiminin toplumlar arasında sürekli iletişimi sağlamayı ilke edinmesi, kültür birliğinin ya da sosyologların ifadesi ile “aynı dili konuşan insanlar” organizasyonunun oluşmasında büyük katkı sağlayacaktır.

Globalleşen dünyada, okul dışı çevre baskısı, yerini uluslar arası baskı gruplarına bırakmaya başlamıştır. Bu açıdan okullarımızın dış çevreye açılması, okul-çevre iletişimini artıracak, karşılıklı iyileşmeyi sağlayacaktır. Dış çevre baskılarına karşı, içine kapanan bir eğitim kurumu, yeniliklerden uzak duracak sosyal hayatın önünde bir dinamizmin ifadesi olmaktan öte statik değerlerle, günlük hayatın bile gerisinde kalacaktır. Kaldı ki öğrenciler bilgi çağına geçilmesi ile birlikte, bilgiye en kısa ve en eğlenceli yoldan ulaşma imkânlarına her geçen gün daha fazla sahip olmaktadır. Öyleyse okulun yapması gereken, öğretim ilke ve yöntemlerini organize etmek ve çağın gereklerine uygun bir şekilde öğrenciye iletmektir.

“Bir işin en iyisini, o işi yapan bilir” ilkesi, eğitim sisteminde yeni değerlerin ortaya konacağı zamanlarda mutlaka öğretmenlere söz hakkı verilmesi ve bu camianın karar süresince daha etkin rol oynaması gerektiğini ifade etmektedir. Kaldı ki bazı pratik çözümlerin ortaya konması, çalışanları rahatlattığı gibi, sorunların en aza indirilmesi bakımından önem taşıyacaktır.

Toplam kalite yönetimi, pek çok açıdan bakıldığında eğitim sistemine kolay uygulanabilecek bir yaklaşım olarak görülmesi dışında sürekli gelişmeyi, örgüt iyileştirilmesini, çevre baskısını, slogan atmak yerine fikir üretmeyi empoze etmesi bakımından eğitime değerli katkılarda bulunacaktır. Fakat bütün bu yapının oluşmasında ilk görev, kanun koyucuya düşmektedir. Okyanustaki bir geminin başarısının, öncelikle tasarımcıya ait olması gibi, sistemin uygulanması ve verim alınması, ancak gerekli yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması ile mümkün olacaktır. Toplam kalitenin rekabeti reddetmesi bir dezavantaj gibi görünse de yerine getirdiği iş birliği, takım çalışması ve sinerji kavramları, Türk eğitim yapısına profesyonel becerilerin amatör ruhla canlandırılması gayretini sağlayacaktır. Çağdaşlaşmayı temel ilke edinen Türk toplumunun toplam kalite yönetimi gibi sistem yaklaşımlarına açık olması çağdaş eğitimin yolunu açacaktır.